top of page

Zarif Çetele

Yazarın fotoğrafı: Merve Navruz
Merve Navruz
14 Eyl
2 dakikada okunur
Osmanlı Dönemi Esnafı

Gözünüzün önüne getirin: Sıradan bir mahalle bakkalı... Tozlu raflar, taze ekmek kokusu ve kasanın yanında duran, kenarları kıvrılmış, sayfaları veresiye kalemleriyle dolmuş o meşhur defter. Biz ona bugün “borç defteri” diyoruz ve bakınca içimiz daralıyor. Oysa atalarımız ona Zimem Defteri derdi ve o defterin kapağını açmak, bir insanın onurunu kurtarmak demekti.


Bugün her şeyin storylerde paylaşıldığı, yapılan her iyiliğin altına imza atıldığı, yardım kolilerinin üzerinde devasa logoların basıldığı bir devirdeyiz. İyilik artık bir eylem değil, bir içerik hâline geldi. Buna karşılık günümüzden çok uzun olmayan geçmişimizde, bu topraklarda öyle bir nezaket hüküm sürerdi ki; varlıklı bir kimse, hiç tanımadığı bir mahalleye girip, esnaftan zimem defterinden rastgele bir sayfa açmasını isterdi. Açılan sayfanın kime ait olduğunu bilmeden ve kendisini de tanıtmadan borçlunun borçlarını ödeyip sessizce kaybolurdu. Ne veren kimi sevindirdiğini bilirdi ne alan kimin sayesinde yükten kurtulduğunu…


Şimdi dönüp günümüz zamanında kendimize bakalım: Birine bir fincan kahve ısmarladığımızda bile içten içe bir teşekkür bekliyor, o teşekkür gelmeyince karşımızdakinin kabalığından hayıflanıyoruz. Oysa zimem defteri bize şunu fısıldıyor: İyilik karşındaki insanı mahcup etmeye başladığı an, o artık iyilik değil bir ego gösterisidir.


Sokakta yürürken, metrobüste yanımızdakine yer verirken ya da bir arkadaşımızın dert ortağı olurken aslında biz de kendi hayatlarımızın zimem defterlerini dolduruyoruz. Ama o defterlerin sayfalarını kibir mürekkebiyle değil, samimiyetle boyamalıyız. Modern insanın en büyük eksiği bu.


Toplumsal yaşayışımız bugün bir alacak-verecek davasına dönmüş durumda. Herkes birbirine borçlu; sevgi borçlu, saygı borçlu, en çok da sabır borçlu. Zimem ruhu ise bize bir kaçış yolu sunuyor.


Trafikte birine yol vermek, aslında onun o anki acelesine ve gerginliğine zimmetli olan stresini satın almaktır. Birinin hatasını kalabalık içinde değil tenhada örtmek, onun haysiyet defterindeki borcunu silmektir. Gülümsemek, tanımadığımız bir yabancının yalnızlık borcuna ödenmiş bir taksittir.


Zimem defteri sararmış kağıtlar üzerinde kalan bir tarih notu değildir; o, insan olmanın en yüksek mimarisidir. Tanımadığın birinin yükünü hafifletirken yaptığın ikramın sonucu o kişiye başka yükler çıkartmamak… İşte asıl sanat budur. Eğer bugün toplum olarak birbirimize tahammül edemiyorsak bundaki en büyük pay herkesin birbirini borçlu görmesidir. Oysa biz, o eski dervişlerin nezaketiyle; sağ elimizle verirken sol elimizi bile kandırmadan yaşamayı öğrenmeliyiz.


Çünkü dünya, parası çok olanların değil, başkasının mahcubiyetini dert edinecek kadar kalbi büyük olanların hatırına dönüyor.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page