top of page

Robotlar İçin Oyunculuk Teknikleri

Yazarın fotoğrafı: Pınar Kartal
Pınar Kartal
11 Eki
6 dakikada okunur
Rimini Protokoll
Kapak Görseli: Rimini Protokoll

Danimarkalı Eric Morris, “Rol Yapmayın Lütfen” ve “Fütursuz Oyunculuk” adlı iki eserini yazdı, 1985'te American New Theatre'ı kurdu, Arnold Schwarzenegger, Jack Nicholson, Sue Lyon gibi oyuncuları yetiştirdiği yetmişin üzerinde oyunculara, kendi yaklaşımı üzerine tiyatro dersleri verdi.  Morris'in yaklaşımı; her ne kadar Stanislavski Yöntemi'nin ABD'deki kullanımını eleştirse de Stanislavski tekniklerinden de faydalanılarak oluşturulmuştur. Alıştırmalar yapılırken, kişiden kişiye günden güne değişen etkisi, etki eşiği geçilene kadar devam ettirilir, sonunda istenildiği kadar alıştırma içinde kalınabilir de… Alıştırmaların üzerinde derinleşmek ya da eleştirilip sıçramak birer tercihtir.

 

“Gerçek, kimsenin size nasıl oynayacağınızı öğretemeyeceğidir.”

 

Bu süreçte kuramsaldan pratik yanlarına kadar çelişki içerebilir, bu serüven yorucu, ızdıraplıdır; eğlenceli olmayabilir… Yine de yeteneğin ifade edilmesine ya da ortaya çıkarılmasına yardımcı olmak, tatmin yaratır. Morris'in asıl odak noktası: “Rol Yapma” ya karşılık “Olma” kavramı olmuştur. Gerilimin yanında ilişki kurma, davranış, savunmasızlık, önceden tahmin edilemezlik tanımlarının yanı sıra metot: “İşine yarıyorsa kullan.” olmuştur.

 

OLMA

Sahnede, hakiki gerçekliklerin yaratılması sanatına, “oyunculuk” adı verilmiştir. Temel soru: “Gerçek nedir? Bu gerçeği kendime ya da kendimde nasıl gerçek kılabilirim?” olmalıdır. Buradan yola çıkarak her zaman yaşama ile oynamadaki bütünleşme farkındalığından hareketle; oyuncu kendisini hem sahnede hem de sahne dışında keşfetmeye başlar. Metot'daki Duyu Belleği, Duygu Belleği, Görev Seçimleri gibi çalışmaların bazı oyuncularda hiç işe yaramaması hatta klinik ya da akademik bir vaka ile sonuçlanması görülmüştür. Herkesin birbirinden farklı korkuları, kaygıları, ket vurmaları, geçmişi vardır ve bu bağlama göre herkesin işine yarayacağı yeni yöntem arayışına girilmiştir. Kişisel derinliğinden kaçan oyuncunun sırlı dehlizlerine girebilmek hem oyuncunun kendisi için hem de öğretmeni için tartışmaktan kaçındıkları mesele hâline geldiği noktada, kendi olabilen ve bunu cesaretle aktarabilen her oyuncunun cesaretli derinliğinin sonucu, başarı ile sonuçlanmıştır. Metot'dan yola çıkılarak geliştirilen kavram: “Kişisel olmak üzere tasarlanmış bir sistem, kişisel olmayan oyuncuların, hatta ne istediğini bile bilmeyen oyuncuların nasıl işine yarayabilirdi ki?” sorusunun cevabını arayarak bulunabilmiştir. Alıştırmalarda amaç: Birbirlerine karşı sonuna kadar kişisel olmaları, toplumsal yükümlülük ve baskıyı bırakmaları, sonuç ne olursa olsun gerçek an'ı yaşamaya odaklamak olmuştur. Başlangıçta kişisel sorunlar, krizler yaratsa da zamanla bir tür organik, doğal bir gerçek; “Sahnede nasıl görünüyorum, nasıl duruyorum, nasıl duyuruluyorum, bu sahne nasıl olmalı…” gibi kaygıların yerini aldı. Bu çalışmalar, OLMA ile ROL YAPMA arasındaki ayrımı ortaya koydu. Toplumdaki yerini baskıyla içselleştirmiş bir kız düşünürsek, ona verilen Gönülsüzlük, Duyarsızlık, Kabalık gibi alıştırmalar, efendi ve aklı başında bir kız olmaktan çıkması için oldukça faydalı olur. Burnunu karıştırması, kulağını karıştırması, küfretmesini, pantolonunun içini kaşıması gibi tam tersi karakterinin tersini yaparak, oyuncunun kendisi ile toplumsal tavır yumağından kurtulmasını sağlamakla birlikte, derinleşmesini de sağlayabilir. “Şimdi ve burada” olan olaylar, pürüzlü durumlarda neler hissettiklerinin farkına varmalarını sağlar. Sahne için uygun olan duygu seçimleri yerine, bu çalışmaları yaptıklarında çok daha kişisel, özel ve etkileyici olmaya başlamıştır. Sahnede üç kelimelik “anahtar cümle” verilmesi, belli bir noktaya işaret eden bir kavram, düşünce, işçiliğinde oyuncuya esin olabilmektedir ve soruna genel bir bakış açısı kazandırabilir. O anahtar cümle: “Rol Yapmayın Lütfen!” Gerçek hislere en yaklaştıkları anlar, rol yapmaktan en uzak oldukları zamanlarda, sonsuz renk, şaşırtıcı ve tahmin edilemez duygu değişimleri, bölünmeler, dağılan dikkat dağılmalarını içerir. Morris'e göre, bazen oyuncu düz ve tek boyutlu bir duyguda ilerler, buna “gözü hiçbir şey görmeyen oyunculuk” denir. Gerçekten OLMA durumunda, gerçekleri yansıtan oyuncu, tiyatronun gereklerini yerine getirmediği yanılgısına düşse de aslında gerçekleri yansıtmayı başardığı için farkında olmadan, çeşitli yaşantı ve gerçeğin ince hallerini yansıttığı için aslında teatral olmuştur. Alışılmış beklenti içermeyen esin ve sürprizler, çoğunlukla seyirciye “tek zaman” duygusu verip; “ilk kez burada ve şimdi” yaşandığına ilişkin hisler verir. Bu, çok özel bir laboratuvar çalışması olmamakla birlikte, şartlara uygulanabilir bir yaklaşımı içerir. OLMA için; ne hissediyorum, bulunmalı ve bu ifade edilmelidir. Gerçekliği yaratmada, araya girmeler, kesintiler, dikkat dağılmaları halleriyle içsel yaşantı bir dürtüden diğerine akıtılır, hissettiklerinizden fazlasını ya da azını yapmayın.

 

OLMA'ya ulaşmadaki temel soru: “Şimdi ne hissediyorum? Bu hissettiklerim doğrultusunda mı işliyorum? Değilse, niye ve buna ulaşmak için ne yapabilirim?” olmalıdır. Ol, hissettiğini hissederek, hissettiğinle iletişim kurarak, hissettiğine izin vererek, hissettiğini deneyerek bulunabilir…Oyunculuk neredeyse tamamıyla hazırlanmadır, oynamaya hazırlık yaptıysan, hazırsan oynayabilirsin, mottosuyla ilerlemektedir. Olma halinde oyuncu, başka oyuncunun dışsal olarak yaptıklarını taklit etmekten uzak olmakla birlikte, kendi kişisel deneyimleriyle bulunmalı, her gün yaptığı bir dizge (sistem) üzerine bulunmalıdır. Sahip olunan sadece oyuncunun kendisi ve buldukları üzerinden yapıldığında, parmak izi gibi özel ve biriciktir. Kendi zamanını bilinçli bir işleyiş uğruna, gülünç olsa bile harcamalıdır. Oyunculuk sorunu olarak görülen yegâne meselelerden biri de toplumun dayattığı rollerden çıkarak role yaklaşmada, OLMA'da sorun yaşamakla geçer: “Çocuklar çok konuşmaz! Cevap verme! Zaman kaybediyorsun! Hayal kurmayı bırak artık! Düzgün kızlar böyle davranmaz!” Oyunculuğun büyük bir kısmı, bunlardan özgürleşirken, gülünç olmaktan, reddedilmekten, yaşına uygun olmayan davranışlara karşı hissedilenlerden, başaramama korkusunu yenmekten sonraki çalışmaları eklemekle başlamaktadır. İçte yatan dürtüleri durdurunca da OLMAnın akışı durur ve hatalı bir noktaya yöneltebilir. İyi ya da kötü duygular yoktur, her duygu eşittir ve yüce duyguları savunurken aynı zamanda bu sıkkın, gergin yapıyorsa da bunu da bastırmak tam bir hata olmaktadır. Yaşama tepki vermenin doğal süreçleri: “uyaran-etki-tepki-ifade, uyaran-etki-tepki-ifade, uyaran-etki-tepki-ifade” şeklindedir. Davranışını önceden belirleyen oyuncu, bu hat boyunca uyarandan etkilenmez hatta duymayabilir bile…Buna, uyarandan etkilenmişlik taklidi yapmak da dâhildir. Eğer, tepkileri her an için daha önceden belirlenmiş tepkilerse, gerçekten hissettiğine nasıl tepki verebilir ki? Yapması gerekenler ya da söylemesi gerekenlerle organik tepkiyi yok edebilir ve kirletebilir. Oyuncunun “-mış gibi yapma” ya da dayatmalarla enstrümanında ses bölünmesi, duygusal bölünme, fiziki bölünme, entelektüel bölünme yaşandığında, OLMA hali bu bölünmeleri ortadan kaldırır ya da onarır. 

 

Tüm bu olma hallerinin ışığında, tiyatro sahnesinde bir robot oyuncu kullanılması, o sahnedeki mistik havayı yaratmaya devam edebilir mi? Bu OLMA hali, bir robot için de geçerli midir? Tam olarak tiyatro sahnesinde seyirciyle buluşan bu robot da, “Bir robot öyle davranmaz!” gibi içsel bir kaygıyı sahneye taşır mı, taşırsa ne yaşanır? Uyarandan etkilenmiş taklidi mi yapar, yoksa gerçekten etkilendiği bu uyarana sahici tepkiler mi verir? Tiyatro sahnesindeki bir robot için Duyu Belleği kullanılabilir ve bu sahnede oyuncu olarak aktarılabilir mi?

 

Uncanny Valley (Tekinsiz Vadi) isimli çalışma 2018 yılı yapımı Alman yazardan referansla şekline kavuşan Uncanny Valley, Rimini Protokol tarafından, Stefan Kaegi yönetmenliğinde, bir robotun sahneye çıkışını ele almaktadır: “TV programcıları, 2016’da henüz yedi yaşındayken hayatını kaybeden bir çocuğu, sürekli onu düşünerek üzülen annesiyle “yeniden buluşturmak” için sanal gerçekliği kullanmışlar. VR yardımıyla, Nayeon sağken beraber sıkça gittikleri bir parkta kızını gören Jang Ji-sung’un performansını stüdyoda bulunan baba ve diğer kardeşler de canlı yayında izledi. Görünen o ki, “beden bir hapishane mi yoksa bir çift kanat mı?” sorusuna asla cevap veremeyeceğiz. Robotlar, yapay zekâ ve algoritma bize, bedenimizin, aklımızın ve dünyayla etkileşimimizin sınırlarını yeniden gösteriyor. Etten kemikten yaratıldığımızı, elbet bir gün malzemenin yorgunluğuna, yerçekimine ve zamana yenik düşeceğimizi er geç kabulleniyoruz. Aynı çalışma üzerine tez çalışmasında, Draz ve Özel’in çalışmasından da aktaran Aydın, Uncanny Valley üzerine bilgi paylaşımı sağlar: “Oyunun yönetmeni Stefan Kaegi ile yaptıkları söyleşide, robotun yapım sürecinde kendisinden referans alınan Alman yazar Melle ile metin yazımında birlikte çalıştıklarını, seslendirmesini yazarın kendi sesiyle Almanca ve İngilizce olarak yaptıklarını sonra jest ve mimiklerin uzun bir süreçte oluşturulduğunu aktarmaktadır. Uncanny Valley’deki robotun yapay zekaya sahip olmadığını, programlandığı şeyin yani sadece performansın gerçekleşmesini sağladığını belirten Kaegi, robotların asla gerçek insanların tam anlamıyla yerlerini alamayacaklarını, oyuncuların hala robotlardan üstün olduklarını fakat robotların da yapabilecekleri olduğunu ve bunu göstererek o tekinsiz alanı yaratmayı hedeflerini söylemektedir. “Böylelikle aktarımı sağlanan bu çalışmada oyunun yönetmeni olan Stefan Kaegi’nin yapay zekâya sahip olanın sadece bir robot olmayışı aktarılmıştır. Onun yazılımına, oyuna uygun programlanan performansı ile ve önceden kayıt altına alınmış sesi aktaranı sadece bir robot olmamasıyla birlikte; “Performans sırasında seyirciye kendisini izlemeye gelmiş ve sessizce bu görevi yerine getirmiş olarak onların da robotlardan farkı olmadığını söyleyerek tekinsizlik kavramını vurgulamaktadır” olarak aktarır. Alman edebiyatının sıra dışı yazarı Thomas Melle’den referans alınarak kopyalanmış ve üretilmiş bir "actroid"i sahnede tek başına izlenen Tekinsiz Vadi, yazarın edebiyat yolculuğunu ve manik depresif tecrübelerini de anlatmaktadır. Gerçekliğin algısını ve yapısal bütünlüğünü sorgulayan ve ilk sahnelendiği 2018’de tiyatro dünyasında heyecanla karşılanan oyun, “insan nedir” ve “makine nedir” sorularının birbirine karıştığı “tekinsiz alan”da rahatsız edici olduğu kadar merak uyandırıcı bu izleme deneyiminde; artık sahnede robotlaşmadan oynamanın ya da bir insan gibi duygu aktarımından, robotların da sahne kuramına göre oyunculuk edebilmesinden bahsettiğimiz bir çağa geçtiğimizi söyleyebiliriz. Önceden programlanmamış ve anlık olarak “uyaran-etki-tepki-ifade” geliştiren bir robot için de oyunculuk yapmak ne denli merak uyandırırdı? Tam da efektif bir sahnede, anlık olarak ağlayabilen, yalan söyleyebilen, manipüle edebilen ya da taklit yeteneği son derece gelişmiş bir robotun sahne başarısı hatta oyunculuk kariyeri nasıl olurdu? Başında da söylendiği gibi, robotların bir oyuncu olduğu gerçeğini yaşadığımız bu çağda, bir robota öğretebileceğimiz yegâne oyunculuk eğitimi Eric Morris tekniğine göre: “Gerçek, kimsenin size nasıl oynayacağınızı öğretemeyeceğidir.” ya da “Rol Yapmayın Lütfen!” gibi sihirli cümlelerle oyunculuk gelişimini sağlamak olabilir. Ama belki de temel olarak Stanislavski ve Metot Oyunculuğu üzerinden işe başlanabilir…

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page