top of page

Oidipus: Oğlun Anneye İlgisi ve Babayı Kıskanması

Yazarın fotoğrafı: Kurmaca Edebiyat
Kurmaca Edebiyat
21 Eki
3 dakikada okunur

Oidipus: Oğlun Anneye İlgisi ve Babayı Kıskanması

Oidipus’un Yunanca adı Οἰδίπους (Oidípous). Adın ilk bölümü, “şişmek” anlamındaki οἰδέω (oideō) fiiliyle; son bölümü ise “ayak” anlamındaki πούς (pous) sözcüğüyle ilişkilendirilir. Bu nedenle ad, sözlüklerde “şiş ayaklı” olarak karşılanır. Liddell–Scott–Jones Yunanca sözlüğü de Oidipus’u bu anlamla tanımlar. [1]

 

Adın öyküdeki karşılığı şudur: Thebai kralı Laios ile İokaste’nin oğulları için korkunç bir kehanet verilir. Çocuk büyüyünce babasını öldürecek, annesiyle evlenecektir. Kehaneti önlemek isteyen ailesi, bebeğin ayak bileklerini birbirine bağlatıp onu dağa bıraktırır. Onu bulan çobanlar, çocuğu Korinthos kralı Polybos’a götürür. Oidipus’un yaralı ayakları, daha sonra adının açıklaması olarak anlatılır.

 

Sophokles’in Kral Oidipus oyununda bu bağlantı açıkça kurulur: Bir haberci, Oidipus’un ayak bileklerinin bağlandığını ve yaşadığı bu olay yüzünden bu adla anıldığını söyler. Harvard Üniversitesi’nin yayınında [2] bu sahne, kahramanın geçmişinin açığa çıktığı anlardan biridir.

 

Burada küçük ama önemli bir belirsizlik var. Adın “şiş ayaklı” anlamına gelmesi güçlü ve yaygın açıklamadır; ancak ayak bileklerinin yaralanmasıyla ilgili anlatının bu anlamı açıklamak için sonradan şekillenmiş olması da mümkündür. Oxford Classical Dictionary, adın “şiş ayaklı” gibi göründüğünü, fakat ad ile yaralı ayak bilekleri arasındaki bağın nedeninin belirsiz olduğunu ve açıklamanın geriye dönük bir yorum olabileceğini belirtir. [3]

 

Yani elimizde kesin bir “önce ad vardı, sonra öykü yazıldı” ya da “önce olay yaşandı, sonra ad verildi” sonucu yok. Mit, adı bedensel bir işarete bağlayarak onun anlamını kendi içinde açıklıyor. Bu tür anlatılar, bir adın kökenini hikâye yoluyla anlamlandırır.

 

Homeros’un Oidipus’u, Sophokles’inkinden farklı

Oidipus’un hikâyesi tek ve değişmez bir anlatı değildir. Homeros’un Odysseia’sında Odysseus, ölüler ülkesinde Oidipus’un annesi Epikaste’yi görür. Epikaste, oğluyla bilmeden evlendiğini; Oidipus’un da babasını öldürdüğünü öğreniriz. Homeros’un anlatısında Epikaste kendini asar, Oidipus ise Thebai’de hüküm sürmeye devam eder. Open University’nin anlatılar arasındaki farkları inceleyen yazısı bu erken biçimi Sophokles’in tragedyasıyla karşılaştırır. [4]

 

Sophokles’in oyununda ise kehanet, geçmişi araştırma ve gerçeğin ortaya çıkarılması merkezdedir. Oidipus, Thebai’yi Sfenks’in bilmecesini çözerek kurtarmış bir kraldır; şimdi de kentteki salgının sebebini bulmaya çalışır. Araştırması ilerledikçe aradığı katilin kendisi, kaçtığı kaderin de çoktan gerçekleşmiş olduğunu keşfeder. Sfenks’in bilmecesini çözen kişi, kendi hayatının bilmecesini ancak iş işten geçince çözebilir.

 

Ayak, bilme ve görme

Oidipus’un adı etrafında bir başka ses oyunu da kurulmuştur. Yunancada οἶδα (oida) “bilirim” anlamına gelir; sözcüğün temel anlamı “görmüş olmak”la ilişkilidir. Bu yüzden bazı yorumcular Oidipus adında “bilme” ve “ayak” arasında edebî bir yankı duyar. Bu, adın kabul edilmiş sözlük kökeni değildir; fakat oyunun temalarına uyan bir çağrışımdır. Cambridge University Press’in Sophokles yorumunda adın hem şiş ayak hem de bilme ve görme temalarıyla kurduğu ilişkiye dikkat çekilir. [5] Oidipus’un tragedyası, görmenin her zaman anlamak demek olmadığını gösterir. O, Sfenks’in sorusuna aklıyla cevap verir; fakat kendi kimliğini ve geçmişini göremez. Adı, bedenindeki yarayı hatırlatırken kaderi de adım adım yaklaşır.

 

Mitten Freud’un “Oidipus kompleksi”ne

Oidipus’un adı, Sophokles’in oyunundan yüzyıllar sonra Freud’un psikanaliz kuramında yeniden karşımıza çıkar. Freud, tragedyanın merkezindeki baba katli ve anneyle evlilik temasını, bastırılmış çocukluk arzularının sahnedeki ifadesi olarak yorumladı. Onun kuramında “Oidipus kompleksi”, çocuğun ebeveynlerine yönelik yoğun yakınlık, kıskançlık ve rekabet duygularıyla yaşadığı bilinçdışı çatışmayı anlatır. Klasik, basitleştirilmiş şemada erkek çocuk anneye yönelir ve babayı rakip gibi algılar; Freud’un kendi düşüncesi ise bundan daha karmaşık, sonraki psikanalitik yaklaşımlar da farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Freud Müzesi’nin eğitim kaynağı [6] kavramı ve Freud’un sonraki değişikliklerini özetler.

 

Bu bağlantıda önemli bir fark var: Mit kahramanı, annesiyle evlendiğini ve babasını öldürdüğünü bilmeden yapar. Freud’un kuramıysa bu olayları gerçek hayatta tekrarlama isteğinden değil, bilinçdışı duygu ve çatışmalardan söz eder. Freud için tragedya, insanın kendi arzularını bile bütünüyle tanımayabileceğini gösteren güçlü bir anlatıydı. Freud Müzesi’nin Oidipus üzerine yazısı da [7] Sophokles’in oyunuyla Freud’un bu yorumu arasındaki bağı anlatır.

 

Oidipus kompleksi bugün evrensel ve herkes için kanıtlanmış bir gelişim yasası gibi ele alınmamalı. Bu, Freudcu psikanalize ait kuramsal bir kavramdır; çağdaş psikanalitik düşünce de kavramın önemini azaltmış ve klasik biçimini değiştirmiştir. Amerikan Psikoloji Derneği’nin sözlük maddesi [8] bu değişime işaret eder.

 

Oidipus’un adı önce yaralı ayaklarına, sonra kaderin bilinmezliğine bağlanır; Freud’un yorumunda ise insanın kendine bile kapalı kalabilen duygularını çağrıştırır. İki kullanım da aynı gerilimin çevresinde döner: İnsan neyi yaptığını, neden yaptığını ya da kim olduğunu her zaman baştan bilemez. Oidipus’un tragedyası, kendi hayatının bilmecesini çözmenin bazen onu yaşamış olmaktan geçtiğini hatırlatır.


Dipnotlar



Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page